15 Nisan 2013 Pazartesi
hezeyan ve galeyan
Beraberdik onu seviyordum mutluydum. Beraberdik beni sevmiyordu mutluydum. İşsiz güçsüz dolaşan, resim sergilerine meraklı biriydim. En verimli çağında intihar etmiş şair ceketi gibi kokuyordum. O ise bu tür laflardan da şairlerden de nefret ederdi. Sanat en büyük suçtu, zaman öldürmenin en kötü biçimi. Konuşmak için ağzımı açtığımda ağzımın aldığı şekil mi daha berbat içinden çıkacak cümleler mi karar veremiyordu. O aklını kullanıp para kazanmaya tapardı, aklının almadığı tanrıya değil. Boş gezen serserilerin zekalarından şüphe ederdi, zekalarından şüphe ettiği insanlardan nefret ederdi, yok edilmelerini dilerdi. Beni hor görüyordu. Mezarlıktan topladığım sevimli kozalakları öfkeyle kavrayıp ateşe atan uzun, kemikli parmaklarını seviyordum. Ona her dokunduğumda vücudunun buz kestiğini anlayana kadar cildini kağıttan sanıyordum. Zalimce ve küçümseyici surat ifadesine tapıyordum. Eline tam oturan esaslı bir balta bulsaydı kafama indirmekten memnun kalırdı ama yaşadığımız toplumda birisinin kafasına balta indirmek son derece kaba bir hareketti ve o, o kadar da kaba değildi. Öte yandan birisini yoksulluğa mahkum etmek gayet övgüye değerdi. Bunu hep yapardı, işinden daha çok sevdiği bir şey yoktu, benimse ondan daha çok sevdiğim bir şey yoktu. Her daim akıllıca laflar sıraladığı o arkadaş toplantılarında onu hep perdenin arkasına saklanarak dinlerdim. Ondan başka kimseyi duymazdı kulaklarım. Ona gittikçe daha da hayran olurken onun tiksintisi güçlü ve sabitti. Karşılıksız bir aşk değildi bu, beni çıldırtacak şey benimle ilgilenmemesi olurdu. Gırtlağına sarılırdım gibime geliyor ama hayır, yapamazdım. Hiçbir kötü düşünce zihnime çöreklenip yeterince olgunlaşıp dışarıya bir suç olarak çıkamazdı ki. Beni yoran tek şeydi bu; suçgeçirmezliğim. Ona karşı hissettiğim sevgi her zerreme işlemişti. Çok utangaç çocukların büyüyünce kafayı kıracakları kadar kesindi ki o beni asla sevmeyecekti. O gün hardal kokulu bir sabaha uyandık. Savaş gazları sinir bozucudur, kahve kokusunu yeğlerdim ve daha gençtim. Cildimiz kavrulmaya başlarken, son anlarımız olduğunu bildiği halde gözlerime bakmadı, koşup televizyonu açtı. Bir adam bağırıyordu; "bize ekmek değil general verin!"
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Kaçıncı defa okuyorum, bilmiyorum.
YanıtlaSil