30 Mart 2013 Cumartesi
tenin ölü bir bebeğin teni kadar pürüzsüz, tatlım
Nasıl olur da birinden bir şey beklersin, bir şeyi elde etmeye çalışırsın ya da bir şeyi kaybettiğini düşünüp üzülürsün! O şey zaten senin değildi ve hiçbir zaman da senin olmayacak. Bütün çabalar ve istekler nafile, postmodern çaresizlik içindeyiz, etrafın seni yutacak kadar koca ağızlı bir anlamsızlık canavarıyla çevriliyken nasıl olur da kutsal idealler peşinde koştuğunu sanırsın. Dindarlar kuzuyla kurdu beraber otlatan pis kokulu çobanlar, maddesel dünyayla ilişkilerini sorgulamadıkları sürece öyle olmaya devam edecekler, cehaletleri ve arzularıyla tiksinmeleri gereken herşeyle kolkola yürüyorlar. Modernleşmenin dur durak bilmez hızıyla geleneğin durağanlığının girdiği çatışmadan çeşitli absürdlükler sergileyerek ama her şekilde karlı çıkmaya çalışıyorlar, hem bu dünyada hem öbür dünyada kazanacak şark kurnazları. Yoksul ve ezilen dindar halklar ise bu dünyada ilahi adaletin olmadığını yüksek sesle söylemekten çekiniyorlar, çobanlarına itaat vazediliyor, öbür dünyadaki adaleti bekliyorlar, ilahi takdir ızdırap çekip yoksulluk içinde ölmek. Herkesin iyiliğini istemek, dünyanın geleceğini düşünmek boşuna, kendini sözde iyi ideallere adamak, kendini konfor ve eğlenceye adamak kadar manasız. Modernleşmeyi anlayabiliriz ama modernleşmenin hem sürdüğü hem şekil değiştirdiği bu çağda herşeyi anlamak imkansız. O bizi her zaman gözetliyor oysa biz onu göremiyoruz. Göksel krallığı beklemek nafile. Yapılacak tek şey her şeyi yadsımak. Maddi dünyanın üretim kusması ve tüketim arzusunun gıdıklanması sonucu kirlenme kaçınılmaz. Sayısız komik internet ve televizyon fenomeni, gangnam stayl, castin bibır, iştahla ağzını açan markalar, bebek bezine "canım" denilen reklamlar, fastfood, magazin, nükleer santraller, politika, petrol, pornografi, hız, gürültü, şiddet, beynim bir imaj çöplüğü.Öte yandan salya sümük ağlayan dini önderlerin hiçbir derde deva olmayan vaazları. Şamanik bir transa geçiyorum ve görünür görünmez bütün olgular, bütün renkler, bütün sesler etrafımda dönüyor, birbirine karışıyor, beni sarıp sarmalıyor, ruhumu zerrelere ayırıp tekrar birleştiriyorlar ve en sonunda donuyorlar. Çöküyorum, hepsine karşı körleşiyorum. Eğer gözümü tekrar açabilirsem tek görmek istediğim ılık rüzgarın titreştirdiği bir parça çimen.
29 Mart 2013 Cuma
28 Mart 2013 Perşembe
27 Mart 2013 Çarşamba
uyan kalk giyin, batıyoruz!
Her şey iyi başlamıştı halbuki. Başarılı, sevimli, terbiyeli, örnek bir çocuktum. Ailemi hiç üzmedim, sigara içmedim, alkol içmedim, nerde akşam orda sabah yaşamadım. Sadece fazla düşündüm, belki fazla aptaldım. Geldiğim nokta: sivilce izleriyle dolu, kelleşen, işsiz, hasta, hala ailesiyle yaşayan biri. Peki sorun nerdeydi? Mnemosyne gelip gözlerimden öpecek ve ben her şeyi hatırlayacağım. Beynime yeni nöronlar lazım ya da beynimden fazla şeyleri kesip atmak lazım. Artık sadece saçmalıyorum ve sadece bunu yaptığım için bile nefretle doluyum. Böceğim ve bunu itiraf etmekten çekinmiyorum. Diğerlerinin başarıları en adi plastikten oyuncaklar gibi, yeni açılan market önündeki palyaço kadar çirkinler. Hepsiyle koca bir şenlik ateşi yakmak isterdim. Bütün övünmeler boşuna, çağların tozu dumana katan hızı her şeyi yok ediyor ama böcekler böcekliklerini hatırlamak istemiyor. Zırhlar giyiyorlar, kanat takıp uçmaya çalışıyorlar, halbuki asfaltta erimeye mahkumsunuz. "Bunalımdayım" diyen ağzınız daha b demeden nefretle dolmaya başlıyorum. Sanırım huzur seri katil olmakta, kılcal damar tıkanıklığı, beyinsel elektriklenme, zavallı beğenilme arzum ve nefretim de benimle birlikte batsın.
26 Mart 2013 Salı
hayat öpücüğü - tevrat ( II.Krallar 4)
Bir gün Elişa Şunem'den geçiyordu. Zengin bir kadın onu yemeğe davet etti. O günden sonra Elişa oradan her geçişinde kadının evinde yemek yedi. Bir defasında kadın kocasına: Eminim ki, dedi her zaman evimize gelen bu adam, kutsal bir Allah adamı; ona küçük bir oda verelim, bize geldiği zaman orada kalsın. Koca karısının dediğini kabul etti ve Elişa onlara geldiğinde o odada kaldı. Elişa bu kadının çocuğu olmadığını, kocasının da yaşlı olduğunu biliyordu. Bir gün kadını çağırdı, kadın gelip Elişa'nın karşısında durdu. Elişa: Benim için büyük zahmet çekiyorsun dedi ona; söyle senin için ne yapabilirim? Kadın Elişa'nın onun için ne yapabileceğini bilmiyordu. Pekiyi dedi Elişa; bir yıl sonra, bu mevsimde kucağında bir oğlun olacak. Kadın inanamıyordu: Hayır mümkün değil, beni aldatma! diye cevap verdi. Fakat Elişa'nın ona söylemiş olduğu gibi bir oğlu oldu. Çocuk büyüdü ve bir gün başından yaralandı. Babası uşağına: Onu anasına götür dedi. Uşak onu alıp anasına götürdü. Çocuk öğleye kadar anasının dizleri üzerinde kaldı ve sonra öldü. Anası çocuğu yukarı çıkardı ve onu Elişa'nın yatağı üzerine yatırdı ve odanın kapısını kapayıp çıktı. Kocasına: Bana uşaklardan biri ile eşeklerden birini gönder: koşup Allah adamına yetişeyim dedi. Kocası: Niçin yetişip onunla konuşmak istiyorsun? dedi. Kadın: Merak etme diye cevap verdi ve eşeğe palan vurup uşağa şöyle dedi: Sür ve yürü, ben söylemedikçe durma. Ve yola çıkıp Allah adamının yanına vardı. Elişa onun geldiğini görünce uşağına şöyle dedi: İşte bizi evinde misafir eden iyilik sever kadın orada! Haydi onu karşılamaya koş ve ona: Nasıl iyi misin? Kocan iyi mi? Çocuk iyi mi? diye sor. Uşak kadını karşılamaya gitti; fakat kadın ona bir şey söylemedi ve dağa Allah adamının yanına gelip, onun ayaklarına sarıldı ve ağlamaya başladı. Elişa kadının çok acı çektiğini ve ne yaptığını bilmediğini anladı. Kadın: Ben efendimden oğul istemedim mi? Beni aldatma demedim mi? diyordu. Elişa çocuğun ölmüş olduğunu anladı. Benim değneğimi eline al ve git dedi uşağına; bizim önümüzden koş ve mümkün olduğunca çabuk çocuğun yanına git. Yolda vakit kaybetme ve değneğimi çocuğun yüzünün üstüne koy. Uşak hemen gitti, fakat çocuğu diriltmeyi başaramadı. Koşup durumu Elişa'ya ve çocuğun anasına söyledi. Elişa eve geldi ve doğruca çocuğun odasına gitti; kapıyı kapattı ve çocuğun yanına uzandı; ağzını çocuğun ağzı üzerine,gözlerini onun gözleri üzerine ve avuçlarını onun avuçları üzerine koydu; çocuğun bedeni ısındı, Elişa yataktan kalktı ve odada bir bu yana; bir o yana yürüdü. Yedi defa çocuğun üzerine yatıp, ona soluğunu verdi; çocuk aksırdı ve gözlerini açtı.
25 Mart 2013 Pazartesi
günah keçisi
Eski yahudi toplumunda bir keçi seçilir ve toplumun bütün günahları bu keçiye yüklenirdi.Sonra bu keçi uçurumdan atılır,çöle gönderilir veya öldürülüp yakılırdı. Böylece halk günahlarından kurtulmuş olurdu, pırıl pırıl,ahlaklı,dindar insanlar olarak hayatlarına devam ederlerdi. Modern insan da kendine bir günah keçisi seçme eğiliminde. Yoksa bu anlamsızlık herkesi delirtir, vicdanları rahatlatmak lazım. Siyasi parti olur, aile olur, toplum olur, mevcut düzen olur, eski düzen olur, herşey olur. Benim günah keçimi ben öldürmeden başkası çalıp öldürmüş galiba. Havlunun pembeliğinden klozetin beyazlığına kadar bütün yoğun renklerde bir şeyler saklı,gözlerim onları görmüyor,emiyor ardından dalıp gidiyorlar. Beynimde oyuklar açılıyor, sağlıklı düşünüp sağlıklı kararlar alamıyorum. Hayatta geldiğim noktadan memnun değilim. Herşeyi birisine ya da bir şeye yıkmak isterdim, bütün suçu ona atıp rahatlamak isterdim. Halbuki kendimden daha fazla suçlayabildiğim bir şey yok. Canavar tanrılar günah keçilerinin başına sinekler gibi üşüşüyor, çiğ et yiyiciler, suç öğütücüler. Zehirli bir pus gibi yayılan pis kokudan başka bir şey duymuyorum, bir an bile kıpırdarsam etraftaki pisliğe bulaşacağım. Terkedildim ya da başından beri kimse yoktu.
Kaos'un kutsal kitabı-albert caraco
Bizim sözde dini ve ahlaki yetkililerimiz, kendi gerçekliğimiz karşısında bizi silahsızlandırmaktan başka bir işe yaramıyorlar, bizim imkanlarımızın ruhu onları hükümsüz kılacağından bu ruha karşı duruyorlar, bizim yetişkin olmamızı istemiyorlar, onlara saygınlık sağlayan hataları sürdürmekten başka bir şey düşünmüyorlar, bize itaat ve kafa karışıklığı vaaz ediyorlar, onların eseri olan her şey bu dünyanın felaketine gelip ekleniyor. Eğer biz utanç içinde öleceksek bu onların hatası, çünkü soluk alır gibi ihanet ediyorlar bize, onlar bizim ayakbağımız, bizse onları bize destek olan temel zannediyoruz, onların yok edilmesi bizi özgür kılardı ancak uygun zamanda onlardan kopmayı göze alamadık. Bu yüzden sadakatimiz bizi lanetliyor ve itaatimiz bizi mahkum ediyor, artık çok geç ve hiçbir şeyi telafi edemeyeceğiz, felaketten kaçamayacağız; bizim en büyük tesellimiz, yok olurken, bizi uçuruma sürükleyenlerin de ayaklarımızın altında yok olduğunu görmek olacak ve ölürken onların hem anısını hem de tohumlarını yok etmek için ayaklarımızın altında çiğneyeceğiz. Yarın, yalnızca kurbanlar olacak; Tarih'in adaleti budur.
23 Mart 2013 Cumartesi
hastane günlüğü
Elimizdeki malzemeler:
Bir adet şizofren genç.Kendisini seçilmiş zannediyor.Keramet gösterdiğine inanıyor.Kelimeleri tersten yazdığı bir defteri var.Dini duyguları çok güçlü."Nefis terbiyesi" denilen şeye çok kafayı takmış.Namazında niyazında.Arkadaş olduk,buralardan uzağa gidip tek başına bir konteyner içinde yaşama planları yapıyor.
Bir adet depresif, taşralı kadın.İki çocuk annesi.Çocukları da dahil kimseyi sevmiyor.Klinikteki odasına kendini kitledi, tuvaletteki aynayı kırıp bileklerini kesmeye kalkıştı.Bağırıp çağırıyor.Tecrit odasına atıyorlar.
Bir adet agresif dayı.Orman muhafaza memuru.Milliyetçiliği hastalık boyutuna varmış.Doğululardan nefret ettiğini söylüyor.Kürt teyzeye terlikli saldırısıyla meşhur.Fakat hedef şaştı ve terlik benim omzuma çarptı.Adeta omzum çıktı.Adamı iğneyle sakinleştirip tecrit odasına tıkıyorlar.
Bir adet yaşlı kürt teyze.Sürekli yakınıyor.Devamlı uyuyamadığından şikayetçi oysa horul horul uyuyor.Ağıt yakıyor, kürtçe türküler çığırıyor.Agresif dayının hedefi.Ondan çok korkuyor.
Bir adet sarışın ve kısa boylu kız.İşsiz.Kıpkırmızı ve sivilce dolu bir suratı var.Tavşanlara hayran ve bir tavşana benzemek istiyor.Bazen ağlıyor genellikle dolaşıyor.Resme yeteneği var.Benim portremi çizmeye çalışıyor.
Bir adet obsesif teyze.Tostoparlak ve sürekli kilo alıyor.Erkeklerden çok korkuyor.Geceleri odasını kitliyor.Erkeklerle konuşmaktan sürekli kaçınıyor.Beni kardeşi olarak belledi.Senden zarar gelmez diyor.
Bir adet şizofren dayı.İnşaat işçisi.Kafasındaki kemiklerin kırıldığını iddia ediyor.Sesler duyuyormuş.Her gün kemiklerin tek tek çekiçlerle düzeltildiğini ve böylece iyileştiğini söylüyor.Çok yiyor ve çok kokuyor.
Bir adet eski fransız filmlerinden fırlamış gibi duran genç kız.Kendi boğazını kesmeye kalkmış.Deli deli bakan renkli ve etkileyici gözleri var.Devamlı boğazlı kazak giyiyor, bazen yara izini açıp gösteriyor. Omzuma dokunuyor,ses etmiyorum.Seni eski arkadaşıma benzettim diyor.Odama kadar girip yatağıma oturuyor.Lütfen çık, hastabakıcılar kızar diyorum.Çıkıyor.
Bir adet çirkin dede.Bacaklarındaki ağrılardan sürekli yakınıyor.Tayt giyiyor.Bastonuyla dış kapıya gidip açmaya çalışıyor.Ve her seferinde şaşırıyor.Halbuki kapı hep kapalı.
Bir adet hamile kadın.Dev gibi bir adamla devasa bir aşk yaşıyor.Eşinden minik kuşum diye bahsediyor.Bebeği zarar görmesin diye ilaç kullanamıyor.Elektroşoka sokuyorlar periyodik olarak.Devamlı olarak unutuyor.Bana binlerce kez adımı soruyor,nerde oturduğumu soruyor,ne iş yaptığımı soruyor.Her nasılsa cevap vermekten bıkmıyorum.Arada elini kaldırıp çak! diyor.Gülümseyip çakıyorum.
Bir adet anoreksiya nervoza hastası kadın.Otuzbeş yaşında olmasına rağmen ondokuz gibi duruyor.Parmak çocuk.Bilekleri solgun çiçek sapları gibi.Serum ve mamayla besleniyor.Kısacık adımlarla çabuk çabuk yürüyor.Sürekli güleryüzlü.
Bir adet üniversite mezunu genç kız.Ayrıca iyi bir liseden mezun.Senin neyin var dediğimde neyim yok ki diyor, en iyisi hepsini saymayayım.Biraz kopuk,alkol ve sigara seviyor,erkeksi davranışları var. Kavgaya meyilli.Ağzı bozuk.Taburcu olduğu gün çok ağladı,odasına gidip teselli etmeye çalıştım,"bana bir iyilik yap ve silah bulup beni vur" dedi.Bu çok klişe ve komik geldi o an.Oysa onu teselli etmeye gitmiştim.
İlk gelenler genelde ağlar,bağırıp çağırır,kapıları çarpar,doktorlarla tartışırlar.Ben içeri girip salonda bir köşede oturuyorum,ağlayamıyorum.,diğer hastalar beni merakla süzüyor.Klinik şefi babacan ve şefkatli bir adam.Yanıma yaklaşıyor.
-Hoşgeldin.
-Hoşbulduk.
-Neden burdasın?
-Ölmek istedim.
-Ölümden sonra ne var biliyor musun?
-Bilmiyorum ama en azından bu durumumdan kurtulmuş olurum.
-Sonunu bilmediğin şeye kalkışma.Belli olmaz.
-Olur.
Yirmi gün boyunca ilaçlarla uyuşturuluyorum.Kafam bomboş.Kafatasım pırıl pırıl.Bolca ilaç ve kahve tüketiyorum.Diğer hastalarla konuşup,bolca gülüyorum.Hiç bir derdim yok.Dışarısı umrumda değil.Ailem ziyarete geliyor.Gelmesinler istiyorum.Her gün telefon ediyorlar.Etmesinler istiyorum.Başka arayan eden yok,acı gibi.
Yemekler berbat ama insan alışıyor.Kilo veriyorum.Belli aralıklarla kilomuzu ve bel çevremizi ölçüyorlar.Bende değerler sürekli düşüyor.Yenmeyen ekmekleri ve o berbat köfteleri toplayıp odamın penceresinin önüne koyuyorum.Kuşlar yesin diye.En çok da kuşlar gelsin de onları göreyim diye.
Sürekli bot giyiyorum.Ortam havasız ve ayaklarım kokuyor.Ayakkabının bağcıklarını almadıkları için kendi çapımda seviniyorum.Ya unuttular ya da görmezden geldiler.
Akşam olunca salonda oturup televizyon seyrediliyor.Herkes çocuk gibi, gülünç, ağızları açık seyrediyorlar.Dizi seviyorlar,klip seviyorlar. Çok saf halleri var. Kendi hallerindeler ve birazcık dertlerini unutmak istiyorlar. Ben seyretmiyorum,koridorda volta atıyorum,kendi kendime kelime oyunu oynuyorum,son derece saçma bir roman okuyorum,sigara odasına çıkıp alnımı soğuk korkuluklara dayıyorum.Dışardan gelen taze hava.Işıklar,sesler,uzakta kımıldayan insanlar.Aklımdan hiç birşey geçmiyor.Dışarda olmak gelmiyor içimden.Ben bir idiotum.
Yirmi gün sonra taburcu olacağım gün geliyor.Doktorlar toplanmış,beni dikkatle inceliyorlar.Bir doktorun gömleğinin göğüs tarafında ufak bir geyik resmi var.Kendimi tutamayıp "ne güzel bir gömlek!" diye bağırıyorum.
-Ne tür müzik dinlersin?
-Şundan bundan.
-Hangi hayvanları seversin?
-Geyik,karga,kedi.
-Kargaları hiç cinsel münasebet halindeyken göremezsin biliyor musun?
-Neden?
-Çünkü çok edepli hayvanlardır.
Gülüşüyoruz.Bu bilgi bana da komik ve enteresan geliyor.Peki bundan bana ne?
-İyi görünüyorsun.Seni artık taburcu edelim.Burası kendini gerçekleştirmeni engelliyor.
-İyiyim.Benim için farketmez.
-Çıkınca ne yapmayı düşünüyorsun? Bir planın var mı?
-Hayır plan yapmadım.
-Peki bugün taburcu ol bakalım.
Çıkıyorum.Çok yağmur yağıyor.Kendimi kuduz köpek gibi görüyorum.Yurtsuzlar nereye "ev" diyebilir ki?Eve gidiyorum.
Bir adet şizofren genç.Kendisini seçilmiş zannediyor.Keramet gösterdiğine inanıyor.Kelimeleri tersten yazdığı bir defteri var.Dini duyguları çok güçlü."Nefis terbiyesi" denilen şeye çok kafayı takmış.Namazında niyazında.Arkadaş olduk,buralardan uzağa gidip tek başına bir konteyner içinde yaşama planları yapıyor.
Bir adet depresif, taşralı kadın.İki çocuk annesi.Çocukları da dahil kimseyi sevmiyor.Klinikteki odasına kendini kitledi, tuvaletteki aynayı kırıp bileklerini kesmeye kalkıştı.Bağırıp çağırıyor.Tecrit odasına atıyorlar.
Bir adet agresif dayı.Orman muhafaza memuru.Milliyetçiliği hastalık boyutuna varmış.Doğululardan nefret ettiğini söylüyor.Kürt teyzeye terlikli saldırısıyla meşhur.Fakat hedef şaştı ve terlik benim omzuma çarptı.Adeta omzum çıktı.Adamı iğneyle sakinleştirip tecrit odasına tıkıyorlar.
Bir adet yaşlı kürt teyze.Sürekli yakınıyor.Devamlı uyuyamadığından şikayetçi oysa horul horul uyuyor.Ağıt yakıyor, kürtçe türküler çığırıyor.Agresif dayının hedefi.Ondan çok korkuyor.
Bir adet sarışın ve kısa boylu kız.İşsiz.Kıpkırmızı ve sivilce dolu bir suratı var.Tavşanlara hayran ve bir tavşana benzemek istiyor.Bazen ağlıyor genellikle dolaşıyor.Resme yeteneği var.Benim portremi çizmeye çalışıyor.
Bir adet obsesif teyze.Tostoparlak ve sürekli kilo alıyor.Erkeklerden çok korkuyor.Geceleri odasını kitliyor.Erkeklerle konuşmaktan sürekli kaçınıyor.Beni kardeşi olarak belledi.Senden zarar gelmez diyor.
Bir adet şizofren dayı.İnşaat işçisi.Kafasındaki kemiklerin kırıldığını iddia ediyor.Sesler duyuyormuş.Her gün kemiklerin tek tek çekiçlerle düzeltildiğini ve böylece iyileştiğini söylüyor.Çok yiyor ve çok kokuyor.
Bir adet eski fransız filmlerinden fırlamış gibi duran genç kız.Kendi boğazını kesmeye kalkmış.Deli deli bakan renkli ve etkileyici gözleri var.Devamlı boğazlı kazak giyiyor, bazen yara izini açıp gösteriyor. Omzuma dokunuyor,ses etmiyorum.Seni eski arkadaşıma benzettim diyor.Odama kadar girip yatağıma oturuyor.Lütfen çık, hastabakıcılar kızar diyorum.Çıkıyor.
Bir adet çirkin dede.Bacaklarındaki ağrılardan sürekli yakınıyor.Tayt giyiyor.Bastonuyla dış kapıya gidip açmaya çalışıyor.Ve her seferinde şaşırıyor.Halbuki kapı hep kapalı.
Bir adet hamile kadın.Dev gibi bir adamla devasa bir aşk yaşıyor.Eşinden minik kuşum diye bahsediyor.Bebeği zarar görmesin diye ilaç kullanamıyor.Elektroşoka sokuyorlar periyodik olarak.Devamlı olarak unutuyor.Bana binlerce kez adımı soruyor,nerde oturduğumu soruyor,ne iş yaptığımı soruyor.Her nasılsa cevap vermekten bıkmıyorum.Arada elini kaldırıp çak! diyor.Gülümseyip çakıyorum.
Bir adet anoreksiya nervoza hastası kadın.Otuzbeş yaşında olmasına rağmen ondokuz gibi duruyor.Parmak çocuk.Bilekleri solgun çiçek sapları gibi.Serum ve mamayla besleniyor.Kısacık adımlarla çabuk çabuk yürüyor.Sürekli güleryüzlü.
Bir adet üniversite mezunu genç kız.Ayrıca iyi bir liseden mezun.Senin neyin var dediğimde neyim yok ki diyor, en iyisi hepsini saymayayım.Biraz kopuk,alkol ve sigara seviyor,erkeksi davranışları var. Kavgaya meyilli.Ağzı bozuk.Taburcu olduğu gün çok ağladı,odasına gidip teselli etmeye çalıştım,"bana bir iyilik yap ve silah bulup beni vur" dedi.Bu çok klişe ve komik geldi o an.Oysa onu teselli etmeye gitmiştim.
İlk gelenler genelde ağlar,bağırıp çağırır,kapıları çarpar,doktorlarla tartışırlar.Ben içeri girip salonda bir köşede oturuyorum,ağlayamıyorum.,diğer hastalar beni merakla süzüyor.Klinik şefi babacan ve şefkatli bir adam.Yanıma yaklaşıyor.
-Hoşgeldin.
-Hoşbulduk.
-Neden burdasın?
-Ölmek istedim.
-Ölümden sonra ne var biliyor musun?
-Bilmiyorum ama en azından bu durumumdan kurtulmuş olurum.
-Sonunu bilmediğin şeye kalkışma.Belli olmaz.
-Olur.
Yirmi gün boyunca ilaçlarla uyuşturuluyorum.Kafam bomboş.Kafatasım pırıl pırıl.Bolca ilaç ve kahve tüketiyorum.Diğer hastalarla konuşup,bolca gülüyorum.Hiç bir derdim yok.Dışarısı umrumda değil.Ailem ziyarete geliyor.Gelmesinler istiyorum.Her gün telefon ediyorlar.Etmesinler istiyorum.Başka arayan eden yok,acı gibi.
Yemekler berbat ama insan alışıyor.Kilo veriyorum.Belli aralıklarla kilomuzu ve bel çevremizi ölçüyorlar.Bende değerler sürekli düşüyor.Yenmeyen ekmekleri ve o berbat köfteleri toplayıp odamın penceresinin önüne koyuyorum.Kuşlar yesin diye.En çok da kuşlar gelsin de onları göreyim diye.
Sürekli bot giyiyorum.Ortam havasız ve ayaklarım kokuyor.Ayakkabının bağcıklarını almadıkları için kendi çapımda seviniyorum.Ya unuttular ya da görmezden geldiler.
Akşam olunca salonda oturup televizyon seyrediliyor.Herkes çocuk gibi, gülünç, ağızları açık seyrediyorlar.Dizi seviyorlar,klip seviyorlar. Çok saf halleri var. Kendi hallerindeler ve birazcık dertlerini unutmak istiyorlar. Ben seyretmiyorum,koridorda volta atıyorum,kendi kendime kelime oyunu oynuyorum,son derece saçma bir roman okuyorum,sigara odasına çıkıp alnımı soğuk korkuluklara dayıyorum.Dışardan gelen taze hava.Işıklar,sesler,uzakta kımıldayan insanlar.Aklımdan hiç birşey geçmiyor.Dışarda olmak gelmiyor içimden.Ben bir idiotum.
Yirmi gün sonra taburcu olacağım gün geliyor.Doktorlar toplanmış,beni dikkatle inceliyorlar.Bir doktorun gömleğinin göğüs tarafında ufak bir geyik resmi var.Kendimi tutamayıp "ne güzel bir gömlek!" diye bağırıyorum.
-Ne tür müzik dinlersin?
-Şundan bundan.
-Hangi hayvanları seversin?
-Geyik,karga,kedi.
-Kargaları hiç cinsel münasebet halindeyken göremezsin biliyor musun?
-Neden?
-Çünkü çok edepli hayvanlardır.
Gülüşüyoruz.Bu bilgi bana da komik ve enteresan geliyor.Peki bundan bana ne?
-İyi görünüyorsun.Seni artık taburcu edelim.Burası kendini gerçekleştirmeni engelliyor.
-İyiyim.Benim için farketmez.
-Çıkınca ne yapmayı düşünüyorsun? Bir planın var mı?
-Hayır plan yapmadım.
-Peki bugün taburcu ol bakalım.
Çıkıyorum.Çok yağmur yağıyor.Kendimi kuduz köpek gibi görüyorum.Yurtsuzlar nereye "ev" diyebilir ki?Eve gidiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




